Daha önceki makalemde bahsettiğim gibi, ülkemizde yaygın eğitime (kurslar, konferanslar vs…) olan ilgi zaten az. Kendini geliştirmek için çaba sarf eden belli bir azınlıkta birçok nedenden dolayı gittikleri eğitimleri tamamen özümseyemiyor ve bunu uzun vadede uygulayamıyorlar. Bunun en önemli sebeplerinden biri:

Sıkıcı Eğitimler

article-2119763-125096ab000005dc-384_468x304

Hem üniversite yıllarımda, hem yüksek lisans yaptığım zamanda, hem de gittiğim birçok eğitimde birçok ‘eğitmen’ bilmek ile anlatabilmek arasındaki ince çizgiyi tutturamayabiliyorlardı. Bir konuyu çok çok iyi bilmek çok iyi anlatabilmek anlamına gelmiyor maalesef. Anlatmak için çok daha farklı özelliklerin (vücut dili, jest-mimik, ses tonu, hikâyeleştirme vs…) geliştirilmesi gerekiyor.

Birçok eğitmen ya baştan bu farkı anlayıp üstüne çalışmıyor, ya da belli bir başarıya ulaştıktan sonra ‘ben oldum’ düşüncesiyle gelişmeyi bırakıyor. Bu sadece eğitim alanında değil, birçok alanda da benzer. Kaç tane sporcunun, şarkıcının ya da göz önünde insanların belli bir tanınırlığa geldiğinden sonra düşüşüne şahit olduk kim bilir. Bunun en büyük nedenlerinden biri, ‘ben oldum’ kompleksidir.

İnsanların dikkat süresinin 6 dakikaya düştüğü bir zamanda birkaç saatlik eğitimleri etkili bir şekilde vermek için ne yapılmalıdır?

Bunun cevabı bir kitaba sığabilir. Fakat belli başlı temel hususlardan bahsedecek olursak:

Samimiyet

İnandığınız ve özümsediğiniz şeyleri anlatmak. Kelimeleriniz insanları bir konuda ikna etmeye çalışsa bile, ona inanmadığınız sürece vücut diliniz ve ses tonunuz sizi ele verecektir. Hani dersiniz ya ‘bu adam güzel anlatıyor da, nedense iyi enerji alamadım’ diye. Eğer inanmadığınız bir şeyi anlatırsanız insanlar sizin için bunu diyecektir.

İnteraktivite

Eğer sadece bir konuyu oturup anlatırsanız, 5 dakika sonra insanlar cep telefonlarına bakmaya başlarlar. İnsanlar duyulmak ve fikirlerinin değer görmesini istiyor, bu yüzden onlara bol bol soru sorun ve fikirlerini alın. En basit örneği Japonya’dan bahsediyorsanız ‘Kim Japonya’da bulundu’ diye sorun. Rutini kırmış ve Japonya’ya gitmiş insanları iyi hissettirmiş olacaksınız. 20 dakikadan sonra insanları ayağa kaldırıp esnetmek gibi basit egzersizler ile ilgiyi tepede tutabilirsiniz.

Hikâye Anlatımı

İnsanlara bir şeyi direkt olarak söylersiniz insan beyni onu kabul etmez. Kaç kere bir sevdiğinize ‘arabanın kapısını sert kapama’ dediniz ve kaç yüz kere sevdiğiniz onu yine de yaptı? Bunun sebebi insan bilincinin didaktik söylemlere kapalı olması. Hikâye anlatımıyla insanlarda çok daha kalıcı etkiler bulabilirsiniz. Bir girişimcinin en önemli özelliklerinden birinin başarısızlığa göğüs germek olduğunu direkt söylemek yerine kendinizi ya da tanıdığınız bir girişimcinin başarısızlığa göğüs gerdiği bir hikâyeyi anlatın. İnsanlar unutmayacaklardır.

Görsel

Konuşmalarımda genelde powerpoint kullanırım. Ama asla uzun yazılar koymam. Ya bir iki kelime koyarım ya da resim & video koyarım. Görsel zekâsı yüksek insanlar için konuşmanın yanı sıra gösterilen görseller çok etkili olabilir. Ama kocaman bir text koyup, kafanızı çevirip onu okursanız izleyiciyi kaybedersiniz. Görsel iyi bir şey diye insanları görsele boğup ta yormayın, sadece ilgiyi ayakta tutmaya ve hatırlamaya yetecek kadar görsel kullanın.

Ses tonu

Benim topluluk önünde konuşmada yaptığım en büyük hatalardan biri hızlı ve aynı tonda konuşmamdır. Heyecanlı bir şeyi de aynı tonda, hüzünlü bir hikâyeyi de aynı tonda anlatırım. Hâlbuki heyecanlı bir hikâyeyi sesinizi yükselterek, hüzünlü bir hikâyeyi sesinizi alçaltarak anlattığınızda bıraktığınız etki çok daha kuvvetli olacaktır. Aynı tonda giden konuşmalar katılımcıları kesinlikle yorar ve sıkar.

Vücut dili

Dediğim gibi, anlatımın büyük bir yüzdesini kapsayan vücut dilinde söylediklerinize inanmazsanız vücut diliniz sizi ele verir. Konuşurken ellerinizi bağdaştırmamak, arkaya koymamak gibi temel kuralları hatırlayıp doğru anlatımda doğru hareketleri sergilerseniz, sahneyi etkili biçimde kullanırsanız, dinleyiciye karşı olan etkiniz kat be kat artacaktır.

Profesyonellik

Samimiyet önemli, fakat bu laubalilik anlamına gelmiyor. Dinleyiciler il belli bir seviyenin dışında çıkmak size olan ilgiyi ve saygıyı arttırır. Bunların içinde komik olmaya çalışmak için uygunsuz şakalar yapmak, agresif olmak, dinleyiciler ile polemiğe girmek gibi hatalar girebilir. Ne olursa olsun, tevazu içinde kalın, profesyonel olun ve mizahın gücünü kullanın.

Mizah

Kendimi de güçlü gördüğüm (babamdan gelen bir yetenek) noktalardan biri ve iyi konuşmacıların en büyük özelliklerinden biri olan mizahın gücü yadsınamaz. Bir üstte yazdığım gibi bu hadsizlik ya da laubalilik anlamına gelmiyor. Doğru yerde doğru yapılan espri sizi çok iyi bir konuşmacı yapabilir. Genelde konuşmacılar kendi başından geçen olaylar ve kendileri ile ilgili yaptıkları şakalar ile dinleyiciler ile samimiyeti yakalarlar.

Bunun dışında eğitimleri enteresan ve etkili tutmak için birçok husus var, ama en büyük temel hususlar yukarıda saydıklarımız. Hepimiz (bazen de olsa sık sık da olsa) topluluklara kendimizi ifade ediyoruz. Bol bol okuyarak, alıştırma yaparak, insanlar ile kaliteli diyaloglara girerek, araştırarak ve çalışarak edineceğimiz bu özellikler hem bizi iyi eğitmenler hem de kaliteli insanlar yapacaktır.

Bu özelliklerinizi geliştirecek temel metodları, prensipleri ve hikâyeleri pekiştirmek isterseniz eğitimlerimize her zaman bekleriz.

Bol ilhamlı günler,