Telefonuma mesaj geldi:

‘Londra uçağın yarın saat 06:00 İstanbul Atatürk Hava alanından kalkacak.’

İş seyahatlerimden önce Samsung telefonuma gelen bu mesajlar nereye ne zaman gideceğimi belirliyordu.

Alanında en iyi şirketlerden birindeydim. Bavulun içine sıkışmış bir hayat… Excel dosyaları dışında hayattaki her şeyi kaçırdığın bir hayat. Bize kölesi olmamızın öğretildiği ve girmek için en iyi okullarda senelerce dirsek çürüttüğümüz şirketlerden birindeydim.

Bir kaç saatlik uykumdan sonra, taksici beni hava alanına götürdü. İndikten sonra 5-yıldızlı otelime girdim ve hızlı bir duştan sonra müşterimin ofisine yol aldım.

Maaşım mı? O da çok iyiydi. Şirketim dünyadaki en yüksek maaş veren şirketlerden biri olmakla övünüyordu.

Aile

Bu iş hayatında bir şey beni mutlu etmiyordu. Artık iyice dayanamayınca ailemi aradım ve dedim ki.

‘Anne, baba, işimi bırakacağım. Kendi şirketimi kurmak istiyorum.’

Annem neredeyse kalp krizi geçiriyordu. Oğlunun en iyi okullardan mezun olup iyi bir şirkete girdikten sonra ‘ben kendi şirketimi kuracağım’ lafını duyup paniğe kapılan ilk anne değildi tabi.

Anneme durumu anlatmaya çalıştım

‘Anne, bu hayattan nefret ediyorum. Tüm bu insanlar mutlu taklidi yapıyorlar ama mutlu değiller. Bazıları mutluluk haplar alıyorlar! Şirketin sunduğu tüm fırsatlar bir işe yaramıyor. Hani 5-yıldızlı otele gidiyoruz ya? Günde 20 saat çalışıyorum ve otel odama girecek vaktim bile olmuyor. Hani havalı kahvaltılar var ya. Yemeye vaktim bile olmuyor! O güzel öğle yemekleri mi? Her gün excel’ime bakarken bir sandviç atıyorum ağzıma.’

‘O Business Class uçuşlarda da güzel bir şampanya içmek yerine, sürekli bilgisayarımda işlerimle uğraşıyorum. Yüksek maaşımın da bir kuruşunu istediğim bir şeye harcayacak vaktim olmuyor!’

‘Hayatımdan nefret ediyorum anne, tam bir zavallı gibi yaşıyorum. Kız arkadaşıma bile vakit ayıramıyorum. Artık mutluluk taklidi yapamayacağım. Kendi şirketimi kurmak istiyorum.’

Annem ve Babam 9-5 arası çalışmaya alışık bireyler olduğu için tüm bu konuşmalarım bir işe yaramadı. Her ne kadar beni anlamayacaklarını anlasam da, yarın annemden şöyle bir telefonun geleceğini tahmin etmemiştim.

“Eeeeeeeeeeeeeeee, yeni şirketin nasıl gidiyor? Büyüdünüz mü iyice?!’

Birisi anneme bir şirketin büyümesi için bir günden fazlasının gerektiğini anlatmalıydı.

Kızarkadaşım, Arkadaşlarım ve Sosyal Çevrem

Dünyanın en destekleyici kız arkadaşına sahip olduğum için şanslıydım. Kız arkadaşımla konuştuktan sonra, şimdi sıra arkadaşlarıma anlatmaya gelmişti.

Arkadaşlarıma rüyalarımın peşinden koşmak istediğim için işimden ayrıldığımı söyledim. Bazı arkadaşlarım zamanla benimle görüşmemeye başladılar, çünkü ikinci ‘havalı’ işimden de ayrıldıktan sonra, bende bir sorun olduğunu düşünmeye başladılar.

Bazı arkadaşlarım bana destek verse de, ilişkilerimde bir sıkıntı olduğunu keşfettim

Fark ettim ki artık iş dünyasında çalışan arkadaşlarımla görüşmüyorduk.

Ne zaman arkadaşlarımla buluşsam, onlara söyleyecek çok yeni bir şeyim olmuyordu. Soruları genelde ‘Eee, yeni fikrin nasıl? Bir sonraki Zuckerberg sen olacaksın di mi?’ gibi kinayeli sorular oluyordu.

Bir girişim başlatmak meşakkatli bir yoldu ve bende insanların hakkımda ne düşündüklerine kafa yorarak kendimi fazlasıyla yoruyordum.

Her gün, daha yalnız hissetmeye ve sosyal görüşmelerden kaçmaya başladım. Girişimim sosyal çevremin beklediğinden daha yavaş sürede büyüyordu ve insanlara Facebook ve Twitter gibi başarılı girişimlerin bile büyümesinin yıllar aldığını anlatmaktan bıkmıştım.

Rahat hissettiğim tek yer, başka girişimci arkadaşlarım iken idi. Çünkü bir girişimciyi sadece başka bir girişimci anlayabilirdi.

Para, para, para.

Sosyal baskı yetmezmiş gibi, daha büyük bir sorunla karşılaşmıştım. Hesabımdaki para tahminimden daha çabuk tükeniyordu.

Bunun stresi benim verimliliğimi çok düşürüyordu. Panik yapıyordum ve acele kararlar vermeye başlamıştım.

Hatta bir gün şişe su almaya param olmadığı için kız arkadaşımdan para istemiştim. Bu yolun bu kadar zorlu olacağını tahmin etmemiştim…


Bugün

Hikayenin sonu o kadar da kötü değil. İki yıl geçti ve ben bu blog’u Tayland’ın plaj kasabası Phuket’ten, mojitomu yudumlarken yazıyorum.

Size bir rüya satmıyorum. Hayır, girişimim milyarlarca dolar ciro elde etmedi.

Fakat işimden sürekli gelen bir gelirim var ve bu gelir benim dünyayı dolaşıp işimi internet olan her yerden yapmamı sağlıyor.

Şu an mutluyum ama, bu acılı yola çıkmadan önce keşke kendime sorsaymışım dediğim beş soru var:

Devamı gelecek…


Orijinal makale için: 
https://medium.com/everything-about-startups-and-entrepreneurship/how-quitting
-my-corporate-job-for-my-startup-dream-f-cked-my-life-up-3b6b3e29b318